SEPTICFLESH’TEN Christos Antoniou ile Röportaj
Christos: Tek bir albüm değildi; kapıyı aralayan birkaç önemli albüm vardı. Metallica, Morbid Angel, Celtic Frost ve Death’in albümlerini sayabilirim. Erken dönem metal kayıtlarının klasik müzikle birleşimi üzerimde güçlü bir etki bıraktı.
Christos: Her zaman öne çıkan şey konser gününü çevreleyen atmosfer oluyor; odaklanma, beklenti ve özel bir şeyin gerçekleşmek üzere olduğu hissi. Sahneye çıkmadan hemen önce yaşanan o eşsiz yoğunluk zihni keskinleştiriyor ve her şeyi birbirine bağlıyor.
Christos: Disiplin ve hazırlık her şeyin temelini oluşturuyor. Turne hem fiziksel hem de zihinsel dayanıklılık gerektiriyor, bu yüzden hazırlığı son derece ciddiye alıyoruz. Sahneye çıktığımız anda ise müzik kontrolü ele alıyor ve enerjinin doğal bir şekilde akmasını sağlıyor.
Christos: Vizyonun büyük kısmı grubun içinden geliyor. Gerektiğinde profesyonellerle iş birliği yapıyoruz, ancak konsept, atmosfer ve yön her zaman kendi sanatsal kimliğimizden doğuyor. Her şey müziğe ve onun anlatmak istediği mesaja hizmet edecek şekilde tasarlanıyor.
Christos: İki parça söyleyebilirim: Anubis ve Vampire from Nazareth. Bu şarkılar, Septicflesh’i tanımlayan saldırganlık, melodi ve orkestral derinlik dengesini iyi şekilde yansıtıyor.
Christos: En önemli öncelik akış ve atmosfer. Setlist’i bir yolculuk gibi düşünüyoruz; özellikle orkestral unsurlar devredeyken yoğunluk, dinamikler ve duygusal etki arasında bir denge kurmaya çalışıyoruz.
Christos: Evet, ilham kaynaklarımız hem metal hem de klasik müzikten geliyor. Daha önce bahsettiğim metal gruplarının yanı sıra Stravinsky, Mozart gibi klasik besteciler ve Hans Zimmer, Elliot Goldenthal gibi film müziği bestecileri, sound’umuzun ve yaklaşımımızın şekillenmesinde önemli rol oynadı.
Christos: İkisinin birleşimi. Müzik temeli oluşturuyor, atmosfer ise deneyimi tamamlıyor. Biri olmadan diğeri var olamaz.
Christos: Yıllar boyunca gösterdiğiniz tutku ve bağlılık için teşekkür ederiz. Yeni albümle birlikte geri dönmek için sabırsızlanıyoruz.





